Etiketler

, , ,

Her ne kadar Çin’de İslam deyince akla Xinjiang, Gansu, Ningxia gibi Müslümanların yoğun olarak yaşadığı eyaletler gelse de, Çin’in dört antik başkentinden biri olan Nanjing de Müslümanlar için önemli bir merkez…

 *

Katliam müzesini ziyaret ederek bitirdiğim üç günlük Nanjing gezim, cami ”ziyaret”iyle başlamıştı. Ziyaret kelimesini tırnak içine alalım; çünkü bir Müslümanın camiye girmesine ziyaret denmez.. Müslüman, dünyanın herhangi bir yerindeki camide ev sahibidir.

Nanjing’in merkezindeki Qinhuai semtinde, Sanshan Caddesi üzerinde yer alan Jingjue Camii, 4. yüzyılda inşa edildi. Ming hanedanı döneminde yeniden inşa edilen cami, 19. yüzyılda tahrip olsa da, Qing hanedanının son döneminde restorasyon geçirdi.

Caminin önünden geçerken, ilk bakışta bunun bir İslam eseri olduğunu anlamak zor. Çin’deki birçok dini yapı, hangi dine ait olursa olsun, birbirine benziyor. İçine girmediğiniz müddetçe, o yapının bir Budist tapınağı mı, bir cami mi, bir kilise mi olduğunu anlamıyorsunuz. Bütün yapılar, geleneksel Çin mimarisine bürünmüş. Çatılar, kapılar, avlular, eşikler, kirişler, kapı kolları, oymalar.. hepsi Çin işi. Nasıl ki Çin karakteristikleri taşıyan bir sosyalizm varsa, inançlar da Çin karakteristikleri taşıyor.

Cami, ilk bakışta bir İslam eseri gibi görünmese de, kuşkusuz caminin etrafında Müslüman bir iklim var. Helal yemek satan restoranlar, başları takkeli seyyar satıcılar, namaz vaktini bekleyen cemaat.. Çinli Müslümanlar, yaşadıkları şehirlerde camiyi merkez alarak bir hayat tesis ediyorlar. Başkent Beijing’de de, Müslümanların çoğu Niujie Camii’nin etrafındaki alanda yaşıyor.

Her ne kadar Çin’de İslam deyince akla Xinjiang, Gansu, Ningxia gibi Müslümanların yoğun olarak yaşadığı eyaletler gelse de, Çin’in dört antik başkentinden biri olan Nanjing de Müslümanlar için önemli bir merkez. Öyle ki Nanjing, Çin’de İslam’ın altın çağı olarak anılan devrin siyasi merkezi. Müslümanlar, bilhassa Ming hanedanı döneminde devlet yönetiminde etkili oluyorlar. Müslüman devlet adamları ve komutanlar çok önemli görevlerde bulunuyor. Ming döneminde Nanjing’deki Müslüman nüfus 100 bine yakın. Bugün Nanjing’deki Müslüman cemaatin çoğu Hui etnik milliyetinden. Az sayıda Uygur da var.

Ming hanedanının kurucusu ve ilk imparatoru Zhu Yuanzhang (d. 1328) İslama karşı büyük bir hoşgörü besliyordu. İslam hakkında yüz kelimelik bir övgü metni yazmış olan İmparator Zhu, Nanjing, Yunnan, Guangdong ve Fujian’da çok sayıda cami yaptırdı. Bu camilere, İslam peygamberine övgüler içeren kitâbeler yerleştirildi. Nanjing’den Kâbe’ye bakmama vesile olan Jingjue Camii de, Müslüman general Zheng He’nin önerisiyle İmparator Zhu tarafından yeniden inşa ettirildi. Sene 1430. Bugün Nanjing’de kentin muhtelif yerlerine yayılmış 12 adet cami yer alıyor.

”Ming Hanedanı’nın 10 Müslüman Fedaisi”

Zhu Yuanzhang, Müslümanlara çok güveniyordu. Başka şehirlerde yaşayan pek çok Müslüman, onun yönetimi altındaki Nanjing’e göç etti. İmparatorun en güvendiği adamlarından biri, Ming hanedanının kurulmasına katkıda bulunan ve 1388 yılında güçlü bir imparatorluk ordusunu komuta ederek Moğollara karşı mutlak bir zafer kazanan general Lan Yu idi. Lan Yu’nun bu zaferi, Moğollar’ın Çin’i yeniden fethetme rüyasına son vermiştir. Lan Yu, Ming hanedanının ”10 Müslüman Fedai”sinden (十回保明) biri sayılır. Bu 10 fedai arasında Chang Yuchun, Mu Ying, Hu Dahai gibi önemli askerler vardı. Bu askerlerin tamamı Hui milliyetine mensuptur.

Çin’in Müslüman denizcisi Zheng He

Dönemin en önemli figürlerinden biriyse kuşkusuz denizci ve kâşif Zheng He’dır. 1405 ilâ 1433 yılları arasında Hint Okyanusu’nda yedi keşif seferi yapan general Zheng He, imparatorun en önemli adamlarından biriydi. 27 bin kişiden oluşan dünyanın en büyük filosunu yönetiyordu. Güneydoğu Asya’da, Hint Okyanusu’nda, Basra Körfezi’nde, Kızıldeniz’de ve Afrika’nın doğu sahillerinde 30’dan fazla ülkeyi ziyaret etti. Ziyaret ettiği memleketkerin haritalarını çizdiriyor ve gezi notları yazdırıyordu. Bu kitaplar halen muhafaza edilmektedir. Çin Müslümanlarının en önemli tarihsel figürlerinden biri olan Zheng He’nın mezarı Nanjing’de yer alıyor.

Ming hanedanlığının ilk dönemleri, İslam’ın Çin’de kurumsallaşması adına parlak bir dönem olarak kabul edilir. Bu dönemde Nanjing, İslami ilimlerin de merkezi konumundaydı. Zheng He da dahil olmak üzere pek çok Müslüman devlet adamı, Nanjing’de eğitim gördü. Ming hanedanı döneminde, Müslümanlar, Çin toplumu ve kültürüyle yoğun bir entegrasyon sürecine girdi. Müslümanlar Çince isimler kullanmaya başladılar ve camilerde Çin mimarisinin izleri görülmeye başlandı. Tabiri caizse, bu dönemde İslam, Çin’e özgü bir hal almaya başladı.

Camiye ayakkabıyla girilmez..

Jingjue Camisinin ilk adı, caminin yer aldığı caddeden dolayı Sanshan Camisi. Fakat daha sonra İmparator Zhu döneminde cami yeniden inşa edilirken ismi de değişiyor ve Jingjue oluyor. Caminin isminde yapılan bu değişiklik bir efsaneye dayanıyor. Rivayet o ki, bir gün İmparator Zhu Yuanzhang, önemli bir meseleyi Müslüman generalleriyle konuşmak için Jingjue Camisinin yolunun tutar. Chang Yuchun, Hu Dahai ve diğer önemli komutanlar camide namaz kılarken, İmparator içeriye girmek için kapının eşiğinden adımını atar. Bu esnada bir görevli İmparator’u uyararak, camiye ayakkabıyla girilemeyeceğini ve ayakkabılarını çıkarması gerektiğini söyler! İmparator durur ve geri adam atar.

Bu olaydan sonra cami Jingjue adını alır. Nasıl mı? Kafanızı karıştırmak pahasına biraz ”lisaniyat” çalışacağız. Şöyle ki; Jing () ve Jue () karakterleri, aslında halis ve aydınlık anlamında. Ve fakat jue () karakterinin iki ayrı telaffuzu ve dolayısıyla iki ayrı anlamı var, karakteri ikinci tonda ”jue” olarak okuduğunuzda ”şuur, bilinç” anlamına geliyor; buna karşın dördüncü tonda ”jiao” olarak telaffuz ederseniz ”uyumak” anlamına geliyor. Haklı olarak merak ediyorsunuz, ”ayak” ve ”adım atmak” bunun neresinde? ”Ayak” kelimesi Çincede ”jiao” olarak telaffuz edilse de, Nanjing aksanında bu ”jue” olarak söyleniyor. Böylece caminin adına, yani Jingjue’ye yeniden dönmüş oluyoruz. Çincede ve Çin kültüründe, karakterler, telaffuz olarak ilişkili oldukları başka karakter ve anlamlarla birleşebiliyor. Bu yolla çeşitli kelime oyunları ve mecazi ifadeler yaratılıyor. Bu bilgiyi de verdikten sonra, yukarıda anlattığımız efsaneye göre Jingjue’nin (净觉) anlamını, kaba bir çeviriyle ”temiz ayak” olarak düşünebiliriz.

Minaresiz camiler

Cami deyince aklımıza önce minare geliyor. Minareyi estetik bir değer olarak bütün şarkın timsali yapan Mimar Sinan’ın torunları için, minaresiz bir cami, eksik bir camidir. Nanjimg’deki Jingjue Camisinin avlusunda yürürken, Nihad Sami’nin ”Minaresiz Camiler’‘ adlı makalesini hatırlıyorum. Minare kelimesinin aslı Arapçadaki manara kelimesi. Işığın, ateşin yandığı yer anlamında. Bu anlamıyla bakıldığında, minare aslında camiden önce vücut bulmuş bir yapı. Daha sonra camiye eklenmiş ve yeni bir işlev kazanmış. Ancak aydınlatma işlevi de devam etmiş. Minaresiz bir cami, mimari tekâmül olarak eksik görünmesinin ötesinde, solgun görünür, solgun ve ışıksız.

Reklamlar