Etiketler

, , ,

Çin’de İslam’ın 1300 yıllık geçmişi var. 651 yılında Tang Hanedanı döneminde İmparator Yong Hui’nin saltanatının ikinci yılında, İmparator’a hürmet etmek için üç Arap elçi Çin topraklarına gelir. Çinli tarihçilere göre, bu olay, Çin’de İslam’ın başlangıcının ilk işaretidir.

Bu ilk temas Halife Osman döneminde gerçekleşir. İmparator Yung, kendisini ziyarete gelen Müslüman elçilerden etkilenir ve Çin topraklarında bir camii inşa edilmesini sağlar. Böylece Çin’deki ilk camii Guangzhou kentinde kurulur. 651 ilâ 798 yılları arasında, Arap elçiler 39 kez Çin’i ziyaret ederler. Zamanla Arap ve Fars tüccarlar da, çeşitli işler için Çin’e gelirler.

Müslüman din adamları ve tüccarlar, tebliğde bulunmak ve ticaret yapmak için özellikle Çin’in güney kesimlerine gelmeye başladılar. Zhang Guanglin, Çin’de İslam (Islam in China, China Intercontinental Pres) adlı kitabında, İslam ülkelerini Çin’e bağlayan güzergâhlardan bahsediyor. Zhang’a göre, Müslümanların Çin’e gelişleri, İran’dan Çin’in iç kesimlerine uzanan bir karayoluyla oluyordu. Tarihi İpek Yolu’nu izleyen bu yol, Xinjiang’dan geçiyor ve Xi’an, Luoyang gibi kentlere ulaşıyordu. Deniz yoluyla ulaşım ise Basra Körfezi’nde başlıyor ve Malay Yarımadası’nı geçerek Çin’in güneybatısındaki ticaret limanlarında son buluyordu.

Müslümanlar Çin’i yurt ediniyor

Kısa süreli seyahatler için Çin’e gelen Müslümanlar, zamanla Çin kentlerine yerleşmeye başladılar. Müslümanların Çin topraklarında ikamet etmeleri, Tang ve Song Hanedanları döneminde başlıyor. İlk yerleşimler Guangzhou, Yangzhou, Quanzhou, Hangzhou, Chang’an, Kaifeng ve Luoyang kentlerinde görülüyor. Yerleştikleri bölgelerdeki yerel halkla barış içinde yaşayan Müslümanların büyük kısmı ülkelerine dönmüyor. Çin’i kendilerine yurt ediniyorlar. Burada evleniyorlar ve çocuk sahibi oluyorlar. Kendi evlerini, okullarını, dükkânlarını, bahçelerini, tarlalarını, mezarlıklarını ve elbette kendi ibadethanelerini inşa ediyorlar.

Niujie Camii, Beijing’in en eski ve en büyük camii. 996 yılında Liao Hanedanı döneminde Molla Nasuruddin tarafından inşasına başlanan bu cami, Qing Hanedanı İmparatorlarından Kangxi döneminde (1661-1722) genişletilerek yeniden inşa edildi. Camii ve camiye bağlı olan yapılar, 10 bin metrekarelik bir alanda bulunuyor.

Niujie Camii’ne dışarıdan baktığınızda, burayı bir Budist tapınağı sanabilirsiniz. Geleneksel Çin mimarisinin temel karakteri ilk bakışta kendisini gösteriyor. Fakat camiye yaklaştıkça, hilal, Arapça harfler ve çeşitli İslam motifleri dikkatinizi çekmeye başlıyor. Çin ve İslam mimarisinin muazzam bir ahenkle iç içe geçtiğine şahit oluyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında Çin mimarisi çok baskın olarak görülürken, caminin ve diğer yapıların içinde tamamen İslami süsleme sanatı göze çarpıyor. Kendinizi, Anadolu’da herhangi bir caminin içinde hissedebilirsiniz.

Niujie Camii, 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana 4 farklı tadilat geçirmiş. 1988 yılında, Çin Devlet Konseyi tarafından Kültür Mirasları kapsamına alınmış.

Beijing Müslümanlarının manevi merkezi

Niujie Camii, Beijing’in Xuanwu bölgesinde yer alıyor. Bu bölge, Beijing Müslümanlarının yoğun olarak yaşadıkları bir yer. Burada 10 binden fazla Müslüman ikamet ediyor. Niujie, Müslümanlar için sadece namazlarını kıldıkları, bir araya gelip sohbet ettikleri bir yer değil; aynı zamanda manevi bir merkez. Ankara’da Hacı Bayram Camii, İstanbul’da Sultanahmet, Bursa’da Ulu Cami nasıl bir işlev görüyorsa, Beijing’de Niujie Camii aynı işlevi görüyor. Tıpkı Osmanlı döneminde bizdeki örnekleri gibi, Çin’de de camiler sadece ibadet edilen yerler olmamış; Müslümanlar temel dini eğitimlerini de bu camilerde almışlar. Camiler, okul işlevi de görmüş.

Niujie’de dolaşırken, insanların kıyafetlerinden, civardaki lokantalardan gelen yemek kokularından dolayı, bir an için Çin sınırları dışına çıktığınızı ve bir İslam ülkesine geldiğinizi sanıyorsunuz. İşte Çin’in farkı da burada ortaya çıkıyor: Birbirinden farklı inançlar, farklı diller, farklı ırklar, hem birbirleriyle iç içe, hem de yeri gelince kendi alanlarına çekilebilerek, bir arada yaşıyorlar.

Niujie Camii’nin girişinde bir görevli bulunuyor. Bu görevliden bilet alıp, caminin bulunduğu geniş alanı geziyorsunuz. Tabi bu, genellikle Batılı turistler için geçerli. Bilet teferruatından kurtulmak için kapıdaki görevliye “Selamun aleykum” demeniz yeterli. Ben de öyle yaptım. Adamın yüzünde bir tebessüm. Nereli olduğumu sordu. Türkiye deyince, adamın yüzündeki tebessüm arttı. Çin’in neresinde bir İslam cemaatinin içine girsem aynı tebessümü gördüm: Türkiye adını duyunca müthiş bir sempatiyle yaklaşıyorlar. Biz her ne kadar yüzümüzü Batı’ya dönmüş olsak da, dünyanın doğusunda tarihin derinliklerinden gelen ve tükenmesi zor olan bir kredimiz var… Ne demişler, gönüller bir olsun!

Niujie Camii, tek bir camiden ibaret değil. Burası, içinde yurtların, abdesthanenin, çeşmelerin, toplantı salonlarının, yemek salonlarının bulunduğu bir yerleşke. Etrafı duvarlarla çevrili, küçük bir Müslüman kasabası. Bölgedeki Müslümanlar sadece namaz vakitlerinde burada zaman geçirmiyorlar. Niujie, aynı zamanda Beijing Müslümanlarının sosyalleşme yeri. Birbirleriyle sohbet etmek veya biraz kafa dinlemek için de buraya geliyorlar.

Ne olursan ol, yine gel!

Caminin girişinde Çince ve İngilizce olarak yazılmış bir uyarı dikkatimi çekiyor: “Please don’t enter if you are not Muslim.”

Elbette tek bir İslam dini var, ancak her toplum, mensup olduğu dini kendisine özgü şekilde tatbik ediyor. Türklerin İslam’ı tatbik etme biçimlerinin, diğer Müslüman halklardan ne kadar farklı olduğu, bu uyarıda çok net olarak görülüyor. Anadolu İslamı’nın temeli şudur: Ne olursan ol, yine gel! Dolayısıyla Anadolu’nun herhangi bir yerindeki bir camide, “Müslüman olmayan giremez” ibaresine, hatta bunun imâsına bile rastlayamazsınız…

Niujie Camii’nin bulunduğu alan içinde, iki kabir yer alıyor. Yan yana duran bu kabirler, İslam’ı tebliğ için Çin topraklarına gelen ve yolları bu camiye düşen Ahmet Burdani ve Molla Ali’ye ait. Bu iki din adamı, Niujie’de Çinli Müslümanlara vaaz vermişler. Ahmet Burdani ve Molla Ali’nin buradaki faaliyetleri ve vefatları, 13. asrın sonları ile 14. asrın başlarına tekabül ediyor.

Niujie Camii’yle ilgili çeşitli iddialar da var. Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, bu caminin bir dönem Osmanlı üniversitesi olarak kullanıldığını iddia ediyor. Rivayete göre Padişah II. Abdülhamit, bu camide Hamidiye Üniversitesi adlı bir okul açtırmış. Bu iddianın Çinli tarihçiler nezdinde karşılığı nedir bilemiyoruz. Türk medyasında bu konuyla ilgili çıkan yazıların da, Enver Paşa ile Hasan Enver Paşa’yı birbirinden ayıramayacak ciddiytesizlikte olduğunu görüyoruz. Çince bilen Türk tarihçileri tarafından halen Çin tarihi üzerinde yeterince çalışılmamış olması, tarih bilimi açısından ne büyük bir ihmalkârlık…

Reklamlar